1/10/2006 - HADİ EVCİLİK OYNAYALIM...!
“…hadi gel evcilik oynayalım…” diye başlardı biz küçükken bir çok oyunumuz… birimiz diğerini bu konuda kışkırtır, sonra hep beraber el ele tutuşur, zıplaya zıplaya bir köşeye çekilir başlardık evcilik oynamaya… …dakikalarca… saatlerce oynardık… oyun içinde rollerimiz değişirdi kimi zaman… kimi zamansa rolümüzü büyük bir özenle oyun sonuna kadar oynardık… … Şimdiki çocuklar için çoookkkk üzülüyorum… evcilik oynamayı bilmiyorlar çünkü… …bilmiyorlar… anneleri onlarla evcilik oynamıyor… Diyeceksiniz ki “Canım biz küçükken annemiz bizimle evcilik mi oynamıştı Allah aşkına… kendi aramızda oynardık… şimdikiler de oynasınlar…” Bir açıdan haklı olabilirsiniz. Annelerimiz bizimle evcilik oynamamış olabilirdi (benim annem hariç… çok keyifli bir evcilik oyuncusuydu benim annem J ) ama ortam farklıydı. İçinde bulunduğumuz şartlar ve süreçler, evcilik ve benzeri oyunların oynandığı dönemlerdi. Elim ateş, dalye, dokuz taş, saklambaç, ortada sıçan, elim sende…vb. gibi oyunları oynardık bizler. Ve evcilik bu oyunların en başında gelirdi. Günün trend benzetmesiyle “Top 10” listemizde ilk sırada yer alırdı. Kardeşlerin evde kendi aralarında oynadığı evcilikler, mahallede oynandığında daha kalabalık ve daha geniş rol dağılımıyla sergilenirdi. Evde oynandığında farklı kurulan oyun, dışarıda veya daha kalabalık bir grupla oynandığında geniş rol kitlelerine ulaşırdı. Herkesin kendisi için seçtiği bir kimliği olurdu. …kimi anne… kimi baba… kimi doktor… kimi bakkal… kimi sütçü… kimi komşu… kimi yaramaz çocuk… kimi mahallenin yaşlı amcası… kimi bekçi… kimi başka bir şey… … Şu anki mesleki yaklaşımımla “evcilik” oyununa dönüp şööyyyle bir bakıyorum da… ne kadar MUHTEŞEM bir şeymiş sevgili okurlar….! Son dönemlerde bizler yani biz yetişkinler, bir takım sosyal olayların da etkisiyle yanlış bir söyleme daldık. Çocukken oynadığımız en saf, en doğal, en çıkarsız, en üretim yüklü oyunlarımızın içini, içerik açısından boşaltıp, hoş olmayan ve içinde alayların yüklü olduğu saçma sapan yerlere götürdük. “Hadi gel doktorculuk oynayalım…” gibi doğal bir çocuk oyun sürecini aldık, kendi bilinçaltımızda beslediğimizi sapkın düşüncelerin kalesi haline getirdik… …derken ne oldu…? ...daha ne olsun…! Bizi “biz” yapan… ve sosyalleşme sürecimize katkıda bulunan, toplum içindeki rol ve görevleri ta çocuk yaşlarda algılamamıza vesile olan oyunları, alay ve cinsel söylem haline getirdik. Böylece bilinçaltı mekanizmalarımız devreye girdi. Ve evcilik oynama gibi ciddi ve son derece besleyici bir oyunu hayatımızdan çıkarıp attık. … Günümüzde çocuklar sürekli “sıkılıyor” değil mi sevgili okurlar… lütfen hepiniz yakın çevrenizdeki çocukları gözünüzün önünden geçirir misiniz? Adını kolaylıkla sayacağınız ve sıkıldığını dakika başı söylemeyen kaç tane çocuk var etrafınızda…? Büyük ihtimalle sayıları azdır… hatta bazılarının çevresinde yoktur bile… Gezmeye götürürsünüz… aradan biraz zaman geçer… yanınıza gelir…”Anne ben sıkıldım… hadi gidelim….” Alışveriş merkezlerine götürürsünüz… aradan biraz zaman geçer… yanınıza gelir…”Anne ben sıkıldım… hadi gidelim….” Sokağa indirirsiniz oynasın diye… aradan biraz zaman geçer… yanınıza gelir…”Anne ben sıkıldım… eve geldim...” Yuvaya, kreşe gönderirsiniz, eğlensin ve bir şeyler öğrensin diye… orda bile sıkılır… … Hep söylüyorum ya size, anneyle kurulan ilişki, “öteki” ile kurulan ilişkidir diye. Çocuk yetiştirirken, ilerde ruhsal açıdan sağlıklı ve kendisiyle barışık, çevresiyle barışık olması için, ötekiyle kurduğu ilişkiyi, yani ilk nesnesini iyi belirlememiz gerekiyor sevgili okurlar. İlk nesne kişinin kendi bedeni, kendi olanakları, kendi yapabilecekleri olunca, dış faktörlerden etkilenme süreci daha az oluyor. Yani canı sıkılan çocuk, dışarıdan kendisini eğlendirecek bir şey arama yerine, kendi içinde ürettiği bir faaliyetle sıkıntısını giderebiliyor. …evcilik tam da bu durumlar için mükemmeldir bence. Çocuğun evcilik oynamak için hiçbir malzemeye ihtiyacı yoktur. Çevresiyle ilgili geliştirdiği gözlem yeterlidir. Etraftan topladığı çal-çapıt türü ürünler giysisi, sokaktan topladığı ufak- tefek taşlar bakkalında sattığı ürünleri olabiliyor. Kaldı ki günümüz oyuncak sektörü bu işe bile el attı. Biz çocukluğumuzda evcilik oynarken, çay tabaklarını ve kaşıklarını kullanırdık. Şimdiki çocukların mutfak malzemeleri tam tekmil. Hiçbir eksikleri yok. Oyuncak mutfak robotlarına kadar her şeyleri var… …peki bunlara rağmen niçin hala sıkılıyorlar…? Çünkü oyun kurmayı bilmiyorlar. Bu nedenle anneler ve babalar ve tüm yetişkinler çocuklarla evcilik oynamalı. Çocuk bilmiyor nasıl oynayacağını ama biz oynadık ve biliyoruz. Yani evladımıza nasıl oynandığını, oynayarak ve eşlik ederek öğretmeliyiz. Böylece ne yapmış olacağız biliyor musunuz…? Çocuklarımıza bir sürü şey kazandırmış olacağız. Örneğin ilk aklıma gelenleri sayayım size: 1. Hiç yoktan bir oyun kurgulamayı öğrenmiş olacak… böylece zihinsel gelişim süreçleri açısından, soyut öğrenme adına bir şey yapmış olacağız 2. Kendisine bir rol seçecek. Böylece içinde bulunduğu durum ve kişilikle ilgili empati yeteneği gelişecek. Anne olduğunda, yaramazlık yapan bir çocuğuyla uğraştığında, kendisi yaramazlık yaparken, annesinin nasıl da zorlandığını daha iyi anlayacak. Ya da bakkalcılık oynarken, alışveriş yapmaya gelen kararsız bir müşterinin kendisini nasıl da yorduğunu anlayacak. Ve günlük alışverişi için bakkala gittiğinde daha az mızmızlanacak. Niye…? Eee bakkal amca çok yorulmasın diye…! 3. Hiç yoktan diyalog üretmiş olacak… böylece konuşma potansiyelinde ciddi ilerlemeler olacak… 4. Bol bol konuşmak zorunda kalacak oyunda… böylece konuşma ve dil ile kendini ifade etme süreçlerinde ciddi bir gelişim oluşacak… 5. Oyuna sürekli renk katacak… böylece sürekli zihinsel senaryolar üretmek zorunda kalacağı için, hiç yoktan üretim mekanizması çalışmak zorunda kalacak. 6. Değişik rol ve meslekler seçecek… Böylece daha çocuk yaşlarda meslek seçimi ve kendisini hangi rolde daha iyi hissettiğini fark edip, ileriki hayatında kendi kişilik özelliklerine göre meslek seçme konusunda iyi bir adım atmış olacak… 7. İnsanları anlamayı öğrenecek. 8. Alet ve nesne kullanımını öğrenmiş olacak… 9. Beden ve motor faaliyetler düzenli ve amacına uygun olarak kullanılmış olacak…vs…vs… ve şu anda aklıma gelmeyen daha bir çok katkı… … Evcilik deyip geçmeyin sevgili okurlar…! Dışarıdan bakınca tek bir oyun gibi görünen evcilik, içinde bin bir türlü eğlenceyi barındırıyor çünkü. Eğlenceli evciliklerle eğlenirlerken, neşe duygusunu yaşarlarken; korkutucu oyunlarla korku duygularını tanımayı öğreniyorlar. Ve üzücü senaryolar yazarak, üzülen kişilerin ruh hallerini anlamaya başlıyorlar. Aklınıza gelmeyecek düzeyde zengin bir dünya evcilik… Nar gibi… dışardan bakınca bir tane… eve gelince bin tane… Sevgiyle ve evcilikle kalın…
|